Aruz Vezni

(Okunma sayısı 66 defa)
CeeMoo

CeeMoo

Aruz, "çadırın ortasına destek olarak dikilen direk" demektir. Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında "hecelerin uzunluk ve kısalıkları temeline dayanan nazım ölçüsü” anlamında kullanılır.

Arapların ilmü'ş-şi'r dedikleri şiir bilimi, aruz bilimi (ilmü'l-aruz) ve uyak bilimi (ilmü'l-kâfiye) diye ikiye ayrılır. Aruz bilimi, aruz ölçüsü (aruz vezni)'nün kurallarını bildirir.

Aruz Ölçüsü, Arapçanın hece dizgesine sıkı sıkıya bağlıdır, ondan ayrı düşünülemez. Arapçada temel harfler ünsüzlerdir. Bu harfler ya harekesiz (sakin) ya da harekeli (müteharrik) olurlar. Hastalıklı harfler (hurûf-ı illet) denilen elif, vav, ye, yani bizim uzun â, û, î ile gösterdiğimiz ünlüler, Arap dilcilerine göre bir hareke ile bir harekesiz ünsüzden birleşmiş seslerdir. Buna göre bir beyti oluşturan harfler arasında harekesiz ve harekeli harfler birlikte bulunacaktır. Bu harflerden ikisinin birleşmesine sebeb (ip), üçünün birleşmesine veted (ağaç kazık) denir. Bunların da kendi aralarında ikiye ayrılmasından dört çeşit temel hece yapısı oluşur:

a. ben, gel, kar gibi yatay bir çizgi (_) ile gösterilen kapalı
heceler.
b. te-pe, ka-ra, ya-ra gibi bir nokta (.) ile gösterilen açık heceler.
c. gö-nül, ka-lem, se-pet gibi bir açık bir kapalı (._) heceler,
ç. bâ-de, hâ-ne, lâ-le gibi bir kapalı bir açık (_ .) heceler.

Bu temel parçaların birleşmesinden 8 ana kalıp ortaya çıkar.
Her beyitte en az dördü bulunan bu parçalara tef'il, tef'ile ya da
cüz denir. Bu temel parçalar şunlardır:

1. fa'ûlün (fe'ûlün) (._ _)

2. fâ'ilün, fâ'ilât (_._)

3. mefâ'ilün (._._)

4. fâ'ilâtün (_._ _)

5. müstef'ilün (_ _._)

6. mef’ûlâtü (_ _ _ .)

7. müfâ'aletün (._.._)

8. mütefâ'ilün (.._._)


Bu ana parçaların hece düzenlerinden birtakım değişik parçalar daha doğmuştur. Bunlar da şöyle gösterilebilir:

1. fa', fâ' (_)

2. fa'ûl (fe'ûl) (._)

3. fa'lün, fâ'il (_ _)

4. fa'ûlün (fe'ûlün), mefâ'il (._ _)

5. fe'ilün, fe'ilât (.._)

6. fâ'ilün, fâ'ilât (_._)

7. mef'ûlü (_ _.)

8. mefûlün, mef'ûlât (_ _ _)

9. fe'ilâtün (. . _ _ )

10. mefâ'ilün (._._)

11. mefâ'îlün(._ _ _)

12. mefâ'îlü (. _ _ .)

13. fe'ilâtü (. . _ .)

14. fâ'ilâtün (_._ _).

15. müstef'ilün (_ _ . _)

16. müfte'ilün (_.._)

17. fâ'ilâtü (_ . _ .)

18. mef'ûlâtü (_ _ _ .)

19. mütefâ'ilün (.._._)

20. müfâ'aletün (._.._)

21. müstef'ilâtün (_ _ ._ _)

Bu tef'ile ve cüz adı verilen temel parçaların türlü biçimlerde yan yana gelmelerinden daha büyük kalıp (vezin)'lar ortaya çıkar. Bunların sınıflanmasıyla ortaya çıkan dizge de bahirler ve dairelerdir.

Bu ölçüler İran ve Türk sınıflamasına göre 14 bahir 4 dairedir. Bu daire ve bahirlerdeki ölçüler örneklerle birlikte aşağıda gösterilmiştir.

Aruz bilimini böyle bir öğreti biçiminde ilk olarak ortaya koyan ünlü Arap dilcisi İmam Halil bin Ahmed (öl. 786)'dir. Bu bilimle ilgili kuralların bir bölüğü İslâmlığın ilk çağlarında bilinmiyordu. İmam Halil'in ortaya attığı bu dizge ilk zamanlar kabul edilmedi. Öyle ki, zamanın kimi ünlü şairleri kendilerini bu ölçülerin üstünde görerek onlara uymayan ölçülerde şiirler yazdılar.

Arap aruzu, önce İran'a geçmiştir. İranlılar aruzun kendi eski ölçülerine yakın olanlarını seçmişler, bu ölçüler içinde bahirler bile uydurmuşlardır, örneğin, hezec bahrinin türlü biçimlerinden oluşan 24 rubai kalıbını İranlılar bulmuşlardır.

Türklerin çok eski çağlardan beri güçlü bir halk şiiri geleneği vardı ve hece ölçüsünü kullanıyorlardı. İslâmiyet’i kabul ettikten sonra, İran edebiyatının etkisiyle Türkler de Farsça şiirler yazmışlar ve Farsçayı şiir dili olarak benimsemişlerdir. Böylece Türkler, ilk şiirlerinde İran aruzunu kullanmaya başlamışlardır. Türkçede Kutadgu Bilig adlı yapıtta ilk olarak kullanılan (kalıp, fa'ûlün fa'ûlün fa'ûlün fa'ûl'dür. Firdevsî şeh-nâme'sini bu kalıpla yazmış olmasından dolayı, bu kalıba şeh-nâme vezni de denilir.

Aruzu kullanmaya başlayan Türk şairleri büyük bir güçlükle karşılaştılar. Çünkü Tükçenin yapısı Arapça ve Farsçaya benzemiyordu. Türkçede uzun ünlü bulunmaması Türkçe sözcüklerdeki kimi ünlülerin uzatılması sonucunu doğuruyordu. Bununla birlikte Türkler ilk zamanlarda hece ölçüsüne en yakın olan kalıpları seçerek işe başlamışlardır. Türkçenin yüzyıllarca direnerek karşı koyduğu aruz, —birkaç ünlü divan şairi dışında— ancak XIX - XX. yüzyıllarda Tevfik Fikret, Mehmed Akif Ersoy, Yahya Kemal gibi şairlerin elinde bir Türk aruzu durumuna gelmiştir.

Tanzimat’tan sonra başlayan toplum yapısındaki değişme ve yenileşme, edebiyatı da etkilemiştir, özellikle Fransız edebiyatından Türk edebiyatına aktarılan yeni tür ve kavramlarla birlikte, eski sorunlar da yeni bir bakışla tartışılmıştır. Bunlar arasında en önemli yeri tutan aruz - hece sorunudur.

Tanzimat döneminde, aruza karşı ilk tepki, Ahmet Cevdet Paşa'dan gelmiştir. Ahmet Cevdet Paşa, Türk şiirinin doğal ölçüsünün hece ölçüsü olduğunu söyleyerek aruzun Türk lehçesini bozduğunu ileri sürmüştür. Namık Kemal de birçok yazılarında hece ölçüsünü savunmuş ve özellikle tiyatro yapıtlarında aruz yerine hece ölçüsünün kullanılmasını salık vermiştir. Buna uyarak Abdülhak Hamit, Nesteren ve Liberte adlı oyunlarını hece ölçüsüyle yazmıştır.

Recai-zade Mahmud Ekrem, "aruz ölçüsü içinde Türkçe sözcüklerin imalelerle bozulduğunu" kabul etmekle birlikte yine aruzu heceye yeğler. Ekrem, La Fontaine'den kimi hikâyeleri hece ölçüsüyle Türkçeye çevirmek ister, fakat, başarı sağlayamayarak aruza döner.

Aruzun, önemli bir edebiyat sorunu olarak ele alınması Servet-i Fünûn şairleriyle başlar. Servet-i Fünun şairleri, aruz kalıplarım önce, müzik değerleri bakımından ele almışlar; sonra, kullanılan kalıbın, şiirin konusuna ve dize içindeki sözcüklerle olan uygunluğu üzerinde önemle durmuşlar, hatta, ölçünün müzik değeri açısından konu ile bağlılığını sağlayabilmek için, konunun gelişmesine göre bir şiir içinde birkaç kalıp kullanmışlardır. Bunun en başarılı örnekleri Tevfik Fikret ve Cenab şehabeddin'de görülür.

Cumhuriyet döneminde, hece ölçüsü aruza karşı kesin bir üstünlük kazandıktan sonra bile aruz-hece tartışması sürmüştür. Aruz ölçüsünün Arapça sözcüklere göre düzenlenmiş bir çeşit ezgi olduğu, bugün de dilimizde Arapça ve Farsça sözcükler bulunduğu için, aruz ölçüsünü bırakmamızın olanaksızlığı üzerinde durulmuştur. Ayrıca, Arapça olan aruz kalıplarının, örneğin "fâ'ilâtün fâ'ilâtün" parçalan, "geldiğim gün geldiğim gün" gibi bir sözle karşılanırsa, Türkçeleştirilmiş olacağı da ileri sürülmüştür.

Aynı görüşten yararlanarak, İbrahim Alaeddin Gövsa, Osmanlıcayı bilmeyenlere, aruzu "fi'l" sözcüğünden üretme kalıplarla anlatmak yerine, "sevmek" eyleminin türlü çekimleriyle bunu sağlamayı düşünmüş ve adını da "sevmek, sevilmek" ölçüsü koymuştur. Bu ölçüye göre fâ'ilâtün "sevmeseydim",fe'ilâtün "sevebildim", mefa'ilün "sever misin", mef'ûlü "sevmezse", fa'ûlün "severken" gibi sözlerle karşılanmıştır.

Bütün bu çalışmalardan sonra, aruza yeni bir düzen verme çabaları başlangıç noktasından ileri gidememiş ve sonuçsuz kalmıştır.

 

Merhaba Ziyaretçi

*

Haberler

Lütfen sitemizde hakaret ve küfür içeren paylaşımlarda bulunmayınız.

  • Toplam İleti: 6590
  • Toplam Konu: 5844
  • Toplam Üye: 23
  • Son Üye: curkam
  • Bugün En Çok Çevrimiçi: 542

En son gönderilen iletileri göster
[Daha fazla istatistik]

Çevrimiçi Üyeler

  • 480 Ziyaretçi
  • 0 Üye
  • (62 Örümcek)

Son 1440 dakika içinde aktif olan üyeler: Yandex (58), Google (2), Baidu (2)

Bugün En Çok Çevrimiçi: 542
En Çok Çevrimiçi: 738 (03 Mar 2019 18:46)